TIYARA MEHAMET.
Sabah saat on civarı... Beli ikiye katlanmış, sırtında eski bir yelek, peyki yamalıklı bir şalvar, eskimiş bir yemeni elindeki akezeye dayanarak Mehamet emmi geldi; Oğuz'un kahvesinin müdavimlerinden Kel Osman ve Bablı emminin masasına selam vererek oturdu.
Selamını aldı.
-Hoşgeldin, dediler.
Kahveci Diyarbakırlı Memet, demli bir çay getirip ikram etti. Sohbete daldılar.
Mehamet emmi haftada bir-iki gün iskele çarşısına gelir, kahvede bir çay içimlik oturur, elinde boş bir sepetiyle ağır aksak İskele çarşısına geri döner, oradan tee Meçan kapısındaki evine gider.
Zaman içinde öğrendik; bağı bahçası, hiçbir geliri olmayan Mehamet emminin bir kızı da herifi ölünce üç çocuğuyla babası evine dönmüş. Mehamet emmi beş baş külfeti doyurmak zorunda... Memleketin çok vicdanlı, ince düşünceli eşrafı, bu yoksul ailenin mevsimine göre, tüm ihtiyacını karşılar, çocuklarının okul için gerekli her şeyi temin ederdi.
Ama "gün bir, öğün üç" derler.
Her gün Domates lazım, soğan lazım, bahteniz lazım, dırnaklı ekmek lazım.
Haftada bir iki gün sepeti koluna takar, doğru İskele çarşısına, Mumcu Mehamed'in dükkânının önünde mola verirdi. Muzaffer Aykılıç kendi dükkanından, şeker, pirinç, yağ, çay vs. verir, Fazlı Mahmut, Uzun Habeş,Karababa Arıza , günlük sebze meyveleri alır ve Mehamet emmiyi uğurlarlar. İstikamet Meçan kapısındaki ev.
Başka bir gün,
Mehamet emmi, ağzında diş yok, uzamış sakalı, bükülmüş beli, yaşı yetmiş mi, doksan mı belli değil, akezesine dayanarak Cuma Bazarı'nda Ayvaz'ın kahvesine gidiyor, Ayvaz her konuda yardımcı olur, önüne düşer, Arasanın buğda- arpa tüccarları, Mehamet emmiyi boş komazlar...
Aradan bir iki gün geçince, Kale altındaki Mehamet Ali'nin kahvesinde, Mehamet emmi utanır kimseden bir şey istemez, insanlar kendiliğinden, gönlünü kırmadan, yardımlarını yaparlardı.
Memleketimizde delisiyle, akıllısıyla EKMEĞE MUHTAÇ bir çok aile vardı ve "Eşraf" dediğimiz o efendi insanlar tümünün ihtiyacını karşılardı.
Mehamet emmi kaç yıl yaşadı, çocukları torunları ne oldu bilmiyorum ama o geçim sıkıntısı içinde çok ehli kamil insanların yanında, müzevir insanlar da vardı.
Mehamet emmiye TIYARA MEHAMET diyorlardı, nedenini bilmiyorum,işte o müzevir insanlar Mehamet emmiyi kızdırma ya bir soru sorarlardı.
-Mehamet emmi, Tıyara ne yir...
Biçare Mehamet emminin sigortası atar,akezesini sallar.
-Ananın a...ı yir..... diye karşılık verir, kahvede oturan diğer insanlar araya girer, o gereksizi kovarlar ama aynı şey tekrarlanır durur.
Oğuzun kahvesinin karşısında bir de SALİH GAZİ'nin kapısı olmayan dükkânı vardı, çocuklar onu sık sık, kızdırır:
-Selıh emmi, DAVUL TOZU VAR MI?
-Selıh emmi MİNARA KÖLGESİ var mı?
diye adamcağızın hayatını zindan ederlerdi.
Halbuki SALİH GAZİ, Birinci Dünya Harbi'nde Fransızlarla Suriye'de harbederken, kolundan bir kurşun yemiş kolu kopmuş ve çolak kalmış değerli bir insan... 60'lı yıllarda iyice yaşlanmış, kendi canını zor taşıyacak durumdaydı.
Ve lakabı KEL OSMAN olan değerli komşumuz, Osman Çerikan'ın yaşadığı 1925 yılında ŞEYH SAİD İSYANI'nda, Diyarbakır -Mardin arasında dağlarda isyancı aşiretlere karşı asker olarak savaştığını kaçımız biliyorduk...
Her devirde, vicdanlı ile Zalim, iyiliksever insanlarla, müzevirler, bir arada yaşamaya devam ediyoruz.
Müzevir..(Huzur bozucu, karıştırıcı)
TIYARA MEHAMET.
Bu makale 1396 kere okunmuş.
26 Ekim 2023, Perşembe - 09:30